Beyoğlun’da bir yürüyüş ’06
Rüzgara karşı göğsüm açıkta yürüyorum. Rüzgar gömleğimin düğmeleri arasından usulca süzülüp çıplak tenimi soğutuyor az evvel indiğim sıcacık dolmuşun kaloriferiyle ısınmış olan. Taksimde yürüyorum Beyoğlunda. Bir telaş hızla yürüyor insanlar. Kimi işine yetişmek için, kimi okuluna yetişmek için, kimi de bilmediğim yerlere. Ben de işe gidiyorum ama daha çok erken koşturmak için. Yürüyorum düşünürken; düşünüyorum yürürken. Az sonra bir bankanın önünden geçiyorum önünde tek sıra bekleşen ihtiyarlar; oysa daha iki saat var bankanın açılmasına. Hepside yoldan geçen ruhları ihtiyar ama bedenleri genç koşuşturup duran insanlara bakıyorlar. Kimbilir neler geçiyor akıllarından. Geçmiş güzel günler ve şimdide bir banka önünde az miktarda para için sabahın bu saatinde bekleşiyorlar. Anneler geliyor bana doğru ; geçenlerde avuçlarında yavruları, sırtlarında minik okul çantaları adresini bilmediğim bir okula doğru giderken, anladımki bugün erkenciler çünkü yalnızlardı bu sefer. Evlerine dönüyorlar sanırım. Fakir mahallerine. Bir kaç turist görüyorum az ilerde. Heyecanla birazda sanki yorgun bir telaşla yürüyorlar sırtlarında herşeyleri; iki ayaklı kaplumbağalar gibi. Hava sıcacık henüz sabah ayazından yeni çıkmamıza rağmen. Ama ayaklarında sandaletler var, nerden geliyorlarki burası bu kadar sıcak tenlerine. Sokak arasından biri çıkıyor, belliki sokaklarda yaşıyor. Elinde bir broşüre sardığı teneke kutuda birası, dilinde bir kaç isyan sözcüğü. Ne fazla yüksek sesle söylüyor ne de çok kısık sesle. Belli belirsiz isyan ediyor hayata. Deli diyorlar onun için. Yok deli değil aslında çok akıllı. Sadece görmezden gelememiş, düşünmeden edememiş etrafındaki iğrençlikleri, haksızlıkları, yolsuzlukları… Bir başka sokaktan bir kadın çıkıyor. Bu saatte ne işi olaki buralarda dedirtiyor görünüşüyle. Sanki gece istemedende hiç tanımadığı bir adamın koynunda uzanmış. Cebinde saydığı da geçen gecenin bedeli olsa gerek. Ara sokaklardan yokluk fışkırıyor. Ana caddelerden zenginlik. Ne büyük tezatlık koyun koyuna yaşıyor. Ana caddede dükkanlardaki fiyatlar dudak uçuklatıyor, ara sokaklardaki olaylar dudak uçuklatıyor. Birileri var yolunun nereye çıktığını bilmediğim bir sokağa dönüyor usulca. Şimdide sabahları kimbilir kaçta işe başlayan bir adam dükkanların camlarını siliyor boylu boyunca. Kalabalıklaşmadan cadde, dükkanlar açılmadan bitirmeye çalışıyor. Titiz bir acelecelik var bedeninde. Simitçi dükkanına giriyorum bir şeyler almak için guruldayan karnıma. İçeride köşeye sinmiş lise çağındaki öğrenciler var. Kıkırdaşıyorlar dükkana giren yeni müşteriyi süzerek. Az ilerideki okulda okuyanlar geliyor çoğunlukla buraya. Hayatta henüz dersler dışında pek dert görmemiş şanslı şımarıklar ya da dertlerini bastırmak istercesine şımaran şanssızlar. Dert görmesinler en çilelisinden ama kayıtsızda kalmasınlar çevrelerine. İnci pastanesinin önünden geçiyorum damağımda eski bir tat beliriveriyor, tıpkı incinin eski olduğu kadar…..